منتديات جوهرة الاسلام
تسجل معنا بالمجان واحصل على منتدى او موقع

منتديات جوهرة الاسلام

منتدى يأخدك الى عالم المعرفة والاكتشاف في كل المجالات
 
الرئيسيةاليوميةس .و .جبحـثالأعضاءالمجموعاتالتسجيلدخول
المواضيع الأخيرة
فتاوى واسئلة عن الاسلام
افحص جهازك بالمجان
منتدى الزواج الاسلامي
saad lchgar
موقع صباغة الديكور والفيرني
منتدى يسوع
كل البرامج تجدها هنا
جمعية الزهور zohor
ابحت عن عمل
اكبر تجمع عربي على النت
التجارة مع الله
منتدى اسلامي للنساء
ألعب مجانا بدون تحميل

شاطر | 
 

 İşgalin Kırkıncı Yılında Kudüs

استعرض الموضوع السابق استعرض الموضوع التالي اذهب الى الأسفل 
كاتب الموضوعرسالة
haakan
وسام ذهبي
وسام ذهبي
avatar

ذكر عدد الرسائل : 655
نقاط : 1830
تاريخ التسجيل : 16/07/2009

مُساهمةموضوع: İşgalin Kırkıncı Yılında Kudüs   الثلاثاء سبتمبر 08, 2009 8:43 am

Kudüs Kırk Yıldır İşgal Altında


Kudüs'ün kutsal Mescidi Aksa'yı bağrında barındıran ve "Eski Kudüs"
olarak da adlandırılan doğu kesimi 7 Haziran 1967 tarihinde bölgedeki
rejimlerin de ihanetleriyle işgalci Siyonistlerin hâkimiyeti altına
geçti. Biz de işte bu ihanet ve işgalin kırkıncı yıldönümü
münasebetiyle Kudüs'le ilgili bir dosyamızı ilginize sunuyoruz.
Kudüs Bir İslâm Şehridir


Kudüs kurulduğu günden buyana vahyi, ilahi tebliği ve peygamberlik
müessesesini temsil etmiştir. Dolayısıyla burası kurulduğu günden beri
bir İslam şehridir. Çok sayıda peygamber hayatlarının en azından bir
bölümünü bu şehirde geçirmiştir. Son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.) de
miraca yükseltilirken Kudüs'e kadar getirilmiş ve oradan göklere
çıkarılmıştı. Allah dileseydi onu Mekke'den de göklere yükseltebilirdi.
Ancak isra ve mirac olayında Hz. Peygamber (s.a.s.)'e refakat eden
Cebrail (a.s.)'in onu önce Kudüs'e getirmesi bu şehrin taşıdığı mana ve
önem dolayısıylaydı. Yüce Allah son peygamberi Hz. Muhammed (s.a.s.)'in
Kudüs'ü ziyaret etmesini ve bu peygamberler şehrindeki ilahi ayetlere
şahit olmasını dilemişti.
Evet, Kudüs bir İslam şehridir. Çünkü İslam Yüce Allah'tan vahiy
alan bütün peygamberlerin ortak dinidir. Kudüs de bir peygamberler
şehridir. Yüce Allah bütün peygamberlerin insanlara aynı gerçeği tebliğ
ettikleri konusunda şöyle buyurmaktadır: "Sana söylenen senden önceki
peygamberlere söylenmiş olandan başka bir şey değildir." (Fussilet,
41/43) İslam vahiy dinidir, Kudüs de vahyi sembolize etmektedir.
Kudüs bir İslâm şehridir. Üstelik alelade bir İslâm şehri değil,
İslâm'ın kutsal bir şehridir. Yüce Allah bu şehrin ve onu saran
toprakların kutsal olduğunu İsrâ olayıyla ilgili meşhur âyeti
kerimesinde bildirmiştir. Şöyle buyuruyor Yüce Allah: "Kulunu,
kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için bir gece Mescidi
Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa'ya yürütenin şanı
pek yücedir. Şüphesiz o duyandır, görendir." (İsrâ, 17/1) İşgalciler ne
kadar uğraşsalar da bu kutsal şehrin İslâmi kimliğini ortadan
kaldıramayacaklardır. Ancak bütün dünya Müslümanlarının Kudüs'e yönelik
sinsi oyunlar karşısında oldukça dikkatli ve duyarlı olmaları gerekir.
Kudüs sadece Filistinlilerin değil bütün dünya Müslümanlarının ortak
bir varlığıdır. Dolayısıyla Kudüs davasına bütün dünya Müslümanlarının
hep birlikte sahip çıkmaları, Kudüs'ün yeniden hür ve bağımsız
kimliğine kavuşabilmesi için yürütülen çabalara destek vermeleri
gerekir. Aksi takdirde kutsal Kudüs şehrine yönelik görevlerini yerine
getirmemiş olurlar.
Hz. Davud (a.s.) bir İslâm peygamberidir. Onun gerçekleştirdiği
fetihlere ve bıraktığı mirasa da ancak hanif din olan İslâm'ı
benimseyenler sahip çıkabilirler. Çünkü diğerleri onun yolundan
gitmiyorlar ki fetihlerine ve mirasına sahip çıkma yetkisini
kendilerinde görebilsinler. Bakın Yüce Allah, Hz. Davud (a.s.) hakkında
ne buyuruyor: "Sen onların dediklerine sabret ve güçlü kulumuz Davud'u
an. Çünkü o (her tutumunda Allah'a) yönelen biriydi." (Sad, 38/17) Evet
o her işinde, her tutumunda Allah'a yönelen biriydi. Peki, yeryüzünde
bozgunculuk çıkaranlar, her tutumunda Allah'a yönelen bir yüce
peygamberin fetihlerine sahip çıkma yetkisini kendilerinde nasıl
görebiliyorlar? Yüce Allah'ın Hz. Davud (a.s.)'un nasıl biri olduğunu
ortaya koyan ve yukarıda verdiğimiz âyetiyle şu âyetini bir yan yana
koyup düşünelim: "Yahudiler "Allah'ın eli bağlıdır" dediler. Kendi
elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lânetlendiler! Hayır,
Allah'ın iki eli de açıktır, dilediği gibi sarf eder. Rabbinden sana
indirilen onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Onların
aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Ne
zaman savaş için bir ateş yaksalar Allah onu söndürür. Onlar ayrıca
yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çabalarlar. Allah ise bozguncuları
sevmez." (Maide, 5/64)
Kudüs Hz. İbrahim (a.s.)'in hanif dinini ve vahiy kültürünün temel
dinamiği niteliğindeki tevhid inancını temsil eden kutsal bir şehir
olduğundan bu şehrin gerçek sahipleri de "iman edenler"dir. Kur'an-ı
Kerim, peygamberlerin gerçek varislerinin ancak tevhid inancına sahip
ve hanif dine mensup olan mü'minler olduğunu çeşitli vesilelerle
vurgulamaktadır. Örneğin bir ayeti kerimede şöyle buyurulur: "Şüphesiz
insanların İbrahim'e en yakın olanları ona uyanlar, bu peygamber ve
iman edenlerdir." (Ali İmran, 3/68) Bunun sebebi ise İbrahim (a.s.)'ın
hanif bir Müslüman olmasıdır. "İbrahim ne bir yahudi ne de bir
hıristiyandı. Ancak o dosdoğru çizgideki bir Müslümandı. O,
müşriklerden de değildi." (Ali İmran, 3/67) Bu, diğer bütün
peygamberler için de geçerlidir. Nitekim İbrahim (a.s.)'ın ve onun
torunu olan aynı zamanda İsrailoğullarının atası olarak bilinen ve
Kur'an-ı Kerim'de iki yerde adı "İsrail" olarak anılan (Bkz. Ali İmran,
3/93, Meryem, 19/58) Hz. Ya'kub (a.s.)'un oğullarına tavsiyesi hakkında
şöyle buyurulur: "İbrahim, oğullarına da bunu tavsiye etti. Ya'kub da
aynı tavsiyede bulunarak şöyle dedi: "Ey oğullarım! Allah sizin için bu
dini seçti. Artık ancak Müslüman kimseler olarak ölün." (Bakara, 2/132)
Sonuç itibariyle Kudüs bir peygamberler şehri ve hanif dinin
sembolüdür. Dolayısıyla oranın gerçek sahipleri de peygamberlerin
gerçek varisleri ve hanif dinin mensupları olan mü'minlerdir.
Siyonistler yahudileri Kudüs topraklarına toplayabilmek için
ellerindeki Muharref Tevrat'tan çıkardıkları birtakım uyduruk
hikayeleri sonuna kadar değerlendirmeye çalışıyorlar. Oysa
Müslümanların, vahyedildiği gibi muhafaza edilen Kur'an-ı Kerim'deki
ilkelere yapışmakta ve bu ilkelerin ışığında Kudüs üzerindeki haklarına
sahip çıkmakta çok daha kararlı olmaları gerekir.
Kudüs Davasının İslam'daki Yeri ve Önemi


Kudüs, vahye dayanan bütün dinlerde kutsal sayılan bir şehirdir.
Bunun başta gelen sebebi ise Yüce Allah'ın insanları doğru yola
iletmeleri üzere görevlendirdiği peygamberlerin birçoğunun bu şehirde
yaşamış veya en azından hayatlarının bir bölümünü bu şehirde geçirmiş
olmalarıdır. Ayrıca bu peygamberlerden bazılarının mabed olarak
kullandıkları mekanlar da bu şehirdedir.
Kudüs, İslam'da özel bir yere ve kutsiyete sahiptir. Zaten adı da bu
yerine ve kutsiyetine işaret eder. Müslümanların ilk kıblesi olan
Mescidi Aksa'yı bağrında barındırması ve Resûlullah (s.a.s.)'ın isra ve
mirac mucizesine şahit olması bu üstünlüğünün sebeplerinin başında
gelir.
İsra ile ilgili âyeti kerimede Mescidi Aksa'dan "çevresini mübarek
kıldığımız" şeklinde söz edilmektedir. Mescidi Aksa'nın çevresi ise
başta Kudüs sonra diğer Filistin topraklarıdır.
الرجوع الى أعلى الصفحة اذهب الى الأسفل
haakan
وسام ذهبي
وسام ذهبي
avatar

ذكر عدد الرسائل : 655
نقاط : 1830
تاريخ التسجيل : 16/07/2009

مُساهمةموضوع: رد: İşgalin Kırkıncı Yılında Kudüs   الثلاثاء سبتمبر 08, 2009 8:44 am

Kudüs'e Üstünlük Kazandıran Mabed: Mescidi Aksa


Kudüs en başta Müslümanların ilk kıblesi ve harem mescidlerin
üçüncüsü olan Mescidi Aksa'yı bağrında barındırdığından dolayı İslam'da
ayrı bir yere ve öneme sahiptir. Yüce Allah yukarıda verdiğimiz ayeti
kerimede Mescidi Aksa'dan adıyla söz etmekte ve bu mescidin etrafının
mübarek kılındığını bildirmektedir. Aynı ayeti kerimede Resûlullah
(s.a.s.)'ın isra olayında Mescidi Haram'dan alınıp Mescidi Aksa'ya
getirilmesinin sebebi "kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek
için..." şeklinde izah edilmektedir. Bu açıklama Mescidi Aksa'nın
birtakım ilahi ayetleri, tevhid inancını ve peygamberler silsilesini
sembolize eden bazı işaretleri bünyesinde taşıdığına delalet
etmektedir. Bu yönüyle Mescidi Aksa, Yüce Allah'ın yeryüzündeki ilahi
işaretlerinden bir işarettir.
Kur'an-ı Kerim'in bazı yerlerinde de bu mescidden ismi anılmaksızın
söz edilmektedir. Örneğin Meryem suresinin 11. ayetinde Yüce Allah
şöyle buyuruyor: "Bunun üzerine (Zekeriyya a.s.) mescidden kavminin
karşısına çıkıp onlara: "Sabah ve akşam tesbih edin" diye işaret etti."
Burada kastedilen mescid, Mescidi Aksa'dır. Ali İmran suresinin 37.
ayetinde de şöyle buyuruluyor: "Rabbi onu (Meryem'i) güzel bir kabulle
kabul etti; güzel bir şekilde yetiştirip büyüttü ve onun bakımını
Zekeriyya'nın yükümlülüğüne verdi. Zekeriyya ne zaman onun bulunduğu
mabede girse yanında yiyecek bulurdu. "Ey Meryem! Bu sana nereden
geliyor?" derdi. O da: "Allah'ın katındandır. Şüphesiz Allah dilediğine
hesapsız rızk verir" derdi." Burada sözü edilen mabed Mescidi Aksa'dır.
Yine aynı surenin 39. ayetinde de şöyle buyuruluyor: "Onun (Zekeriyya
(a.s.)'ın) mihrabda namaz kılmakta olduğu sırada melekler kendisine,
"Allah sana, Allah katından olan Kelime'yi doğrulayıcı, efendi, kendine
hakim ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdelemektedir"
diye seslendiler." Bu ayeti kerimede mihrap denirken kastedilen mekan
da Mescidi Aksa'dır.
Mescidi Aksa'nın fazilet ve ehemmiyeti hakkında ayrıca birçok hadisi
şerif bulunmaktadır. Resûlullah (a.s.) bir hadisi şerifinde şöyle
buyurmuştur: "Yolculuk ancak şu üç mescidden birine olur: Benim şu
mescidime, Mescidi Haram'a ve Mescidi Aksa'ya." (Müslim, Kitabu'l-Hacc,
15/415, 511, 512) Burada kastedilen yolculuk ibadet kastıyla olan özel
yolculuktur. Bu hadisi şerif dolayısıyla Mescidi Aksa harem mescidlerin
üçüncüsü sayılmıştır.
Ahmed ibnu Hanbel, Nesai ve Hakim'in Abdullah ibnu Ömer (r.a.)'den
rivayet etmiş oldukları bir hadisi şerife göre de Resûlullah (s.a.s.)
şöyle buyurmuştur: "Süleyman (a.s.) Mescidi Aksa'yı yaptığında
Rabbinden üç şey istedi. Rabbi ona ikisini verdi. Ben üçüncüsünü de
vermiş olmasını ümit ediyorum: Kendisine, kendi hükmüne denk gelecek
hüküm vermesini istedi, (Rabbi) bu istediğini verdi. Kendisinden sonra
hiç kimsenin ulaşamayacağı bir saltanat vermesini istedi, bu istediğini
de verdi. Bir de her kim, bu Mescid'de -yani Mescidi Aksa'da- namaz
kılmak amacıyla evinden çıkarsa anasından doğmuş gibi günahlarından
sıyrılsın istedi. Biz Allah'ın bu istediğini de ona vermiş olmasını
ümit ediyoruz."
Bir hadisi şerifte bildirildiğine göre Resûlullah (s.a.s)'ın
cariyesi Meymune (r. anha): "Ey Resûlullah! Bize Mescidi Aksa
hakkındaki hükmün ne olduğunu bildir" dedi. Resûlullah (s.a.s.) da
şöyle buyurdu: "Oraya (Mescidi Aksa'ya) gidin ve içinde namaz kılın."
-Hadisin ravisi dedi ki: "O zaman burası Daru'l-Harb'di (yani Müslüman
olmayanların hakimiyeti altındaydı)."- (Resûlullah (s.a.s) sözlerine
daha sonra şöyle devam etti): "Eğer oraya gidemez ve içinde namaz
kılamazsanız kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin."
(Ebu Davud, Kitabu's-Salat, 14) Burada zeytinyağı bir semboldür.
Yapılması istenen ise Kudüs'e ve Mescidi Aksa'ya önem verilmesi, oranın
Hz. İbrahim (a.s.)'ın hanif dininin gerçek sahipleri olan mü'minlerin
eline geçmesi için çalışılması ve o kutsal mekanların tevhid dinine
uygun kimliğinin korunması amacıyla yapılan çalışmalara herhangi bir
şekilde destek olunmasıdır. Müslümanların bu tavsiye doğrultusunda
Filistin topraklarına sahip çıkmaları ve bu konuda ellerinden hiçbir
şey gelmiyorsa, en azından oradaki İslami çalışmalara destek olmak,
orada yaşayan Müslümanların yaralarını sarmak amacıyla bir yardım
göndermeleri gerekir. İşte Resûlullah (s.a.s.)'in "zeytinyağı"yla
sembolize ettiği şey de budur.
Yeryüzünün en faziletli mekanları camiler, camilerin de en
faziletlileri Mescidi Haram, Mescidi Nebevi ve Mescidi Aksa'dır. Bu üç
camide kılınan namazların diğer camilerde kılınan namazlardan çok daha
fazla sevaplı olduğu hadisi şeriflerde bildirilmiştir. Hatta İbnu
Mace'nin nakletmiş olduğu bir hadiste: "Bir adamın kendi evinde kıldığı
namaza bir namaz sevabı verilir. Oturduğu beldenin sakinlerinin devam
ettikleri camide kıldığı namaza yirmi beş kat sevap verilir. Cuma
namazının kılındığı camide kıldığı namaza beş yüz kat sevap verilir.
Mescidi Aksa'da kıldığı namaza elli bin kat sevap verilir. Benim
camimde kıldığı namaza da elli bin kat sevap verilir. Mescidi Haram'da
kıldığı namaza ise yüz bin kat sevap verilir" denmektedir. (İbnu Mace,
İkametu's-Sala ve's-Sunne fiha, 5/198) Ancak ez-Zevaid'de bu hadisin
isnadının zayıf olduğu söylenmektedir. İbnu Hibban da bu hadisin delil
olarak alınabilmesi için bunu te'yid eden bir rivayetin bulunması
gerektiğini ifade etmiştir. Burada verilen rakamları te'yid eden başka
herhangi bir rivayet bilmiyorsak da, sayılan üç mescidde kılınan
namazların diğer mescidlerde kılınan namazlardan çok daha fazla sevaplı
olduğunu bildiren başka hadisler mevcuttur. Bu itibarla verilen
rakamlar belki sevabın katını ifade etmek için değil de arada çok büyük
bir sevap farkı olduğuna dikkat çekmek için söylenmiş olabilir.
Bilindiği üzere Mescidi Aksa aynı zamanda Müslümanların ilk
kıblesidir. Bu özelliğinden dolayı da İslam'da ayrı bir öneme sahiptir.
Bu kutsal mabedin İslam'daki önem ve üstünlüğünün bir sebebi de
Resûlullah (s.a.s.)'ın isra ve mirac olayına şahit olmasıdır. Yukarıda
vermiş olduğumuz ve İsra suresinde geçen ayeti kerime bu olaya işaret
etmektedir.
Tanınmış tefsir alimlerinden Kasımi, Mescidi Aksa'nın ismi hakkında
şu açıklamayı yapmıştır: "Aksa kelimesi "en uzak" anlamındadır. Mescidi
Aksa da Mekke'ye olan uzaklığından dolayı böyle adlandırılmıştır."
Tarih kaynaklarından, tefsir kitaplarında yer alan rivayetlerden ve
hadislerde verilen bilgilerden Mescidi Aksa'nın ilk şeklinin Hz.
Süleyman (a.s.) tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim
yukarıda vermiş olduğumuz ve: "Süleyman (a.s.) Mescidi Aksa'yı
yaptığında..." diye başlayan hadisten bu anlaşılıyor. Buhari ve İbnu
Mace'nin nakletmiş olduğu bir hadisi şerifte Ebu Zer (r.a.)'in şöyle
dediği bildirilmiştir: "Resûlullah (a.s.)'a, yeryüzüne konulmuş olan
ilk mescidin hangisi olduğunu sordum. "Mescidi Haram" diye buyurdu.
"Sonra hangisi?" dedim. "Mescidi Aksa" diye buyurdu. "İkisi arasındaki
süre ne kadardır?" diye sordum. Şöyle buyurdu: "Kırk yıl. Sonra bütün
yeryüzü senin için mesciddir. Nerede namaz vaktine girersen orada namaz
kıl." (Buhari, Kitabu Ehadisi'l-Enbiya, 60/40; İbnu Mace,
Kitabu'l-Mesacid ve'l-Cemaat, 4/7)
Yüce Allah bir ayeti kerimede şöyle buyurmaktadır: "Süleyman'ın
ölümüne hükmettiğimizde, onun ölümünü, bastonunu yiyen ağaç kurdundan
başka onlara gösteren olmadı. Böylece o yere yıkılınca, anlaşıldı ki
cinler eğer gaybı biliyor olsalardı aşağılayıcı azabın içinde
kalmazlardı." (Sebe, 34/14) Bazı kaynaklarda bu ayeti kerimenin
tefsiriyle ilgili olarak şu bilgilere yer verilmektedir: Mescidi
Aksa'nın inşaatını önce Hz. Süleyman (a.s.)'ın babası Hz. Davud (a.s.)
başlattı. Ancak o bitiremeden vefat etti ve bu işi bitirmeyi oğlu
Süleyman (a.s.)'a vasiyet etti. Yüce Allah'ın kendisine verdiği bir
yetkiyle Mescidi Aksa'nın inşaatında cinleri de çalıştırdı. Bu, oldukça
zor ve ağır bir iş olduğundan ayette "aşağılayıcı azap" olarak
adlandırılmıştır. Hz. Süleyman (a.s.) Mescid'i tam bitiremeden vefat
zamanı gelince üzüldü ve Yüce Allah'a Mescid'in inşası bitmeden
vefatını kimseye bildirmemesi için dua etti. Allah da duasını kabul
etti ve vefat ettikten sonra bastonuna dayalı bir halde kaldı.
Emrindekiler onun odasında bu hal üzere ibadet ettiğini sanıyorlardı.
Çünkü önceleri de yanına azığını alıp uzun süre uzlete çekilerek ibadet
etmek adetiydi. Ancak daha sonra dabbetu'l-arz denilen bir böcek
bastonunu içten kemirince baston çöktü ve Hz. Süleyman (a.s.) da yere
düştü. Böylece vefat ettiği anlaşıldı. Bu olayla birlikte cinlerin "biz
gaybı biliriz" iddialarının tutarsız olduğu da ortaya çıkmış oldu. Bu
rivayet Mescidi Aksa'nın inşası hakkında bazı bilgiler içerdiğinden
vermekte yarar gördük.
Yahudiler Hz. Süleyman tarafından inşa edilen şeklin Siyon mabedi
olduğunu ve bu mabedden bugün geriye kalan tek şeyin kendilerinin
Ağlama Duvarı, Müslümanların ise Burak Duvarı olarak adlandırdıkları
duvar olduğunu ileri sürmektedirler. Söz konusu duvarı takdis etmeleri
de bu yüzdendir. Ancak yahudilerin bu konudaki iddiaları tarihi
gerçeklere terstir. Çünkü Kudüs şehri tarihte birkaç kez yıkıma maruz
kalmıştır. Hz. Süleyman (a.s.)'ın yaptırdığı bina da muhtemelen Babil
işgalinden sonra gerçekleştirilen yıkımda tahrip edilmişti. Söz konusu
duvarın alt kısmının M. Ö. 18 yılında inşa edilen mabedin kalıntısı
olduğu sanılmaktadır. Şu anki şekliyle bu duvar, Haremi Şerif'in bir
parçasıdır ve Müslümanlara ait vakfın bir mülküdür. Siyonistlerin Kudüs
hakkındaki iddiaları ne kadar geçersizse "Ağlama Duvarı" olarak
adlandırdıkları Burak Duvarı hakkındaki iddiaları da o kadar
geçersizdir.
Yahudiler söz konusu duvarın önünde, daha önce Mescidi Aksa'nın
yerinde bulunduğunu ileri sürdükleri mabed için ağladıklarından ve bu
mabedi yeniden inşa etmek amacıyla intikam yemini yaptıklarından bu
duvarı Ağlama Duvarı olarak adlandırırlar. Müslümanların bu duvarı
Burak Duvarı olarak adlandırmalarının sebebi ise Resûlullah (s.a.s.)'ın
isra olayında binek olarak kullandığı Burak'ı bu duvara bağladığına
dair rivayettir.
Belirttiğimiz üzere yahudiler, Mescidi Aksa'nın mevcut şeklini
yıkarak daha önce yerinde bulunduğunu ileri sürdükleri Siyon Mabedi'ni
veya bir diğer adıyla Süleyman Heykeli'ni inşa etmeyi
amaçlamaktadırlar. Siyonistler bu konudaki niyetlerini gizlemiyorlar.
Örneğin hahambaşı Mordohay Elyahu bu konudaki niyetlerini şu şekilde
dile getirmişti: "Biz bu camiyi yıkmak, onu buradan tamamen silmek ve
yerine Süleyman Heykeli'ni inşa etmek istiyoruz." Ünlü terörist ve
haham Meir Kahane de İsrail parlamentosu üyeliğine seçildiğinde,
Süleyman Heykeli tepesinde yahudilerin ibadetlerine başlık etmek ve
Mescidi Aksa ile Kubbetu's-Sahra'nın yıkılması için mümkün olan her
yola başvuracağı üzere yemin etmişti. Haham Şalom Harokohin de:
"Diasporadaki yahudilerin bir araya gelmelerinin en önemli sebebi Siyon
mabedinin yeniden inşasıdır" demişti.
الرجوع الى أعلى الصفحة اذهب الى الأسفل
haakan
وسام ذهبي
وسام ذهبي
avatar

ذكر عدد الرسائل : 655
نقاط : 1830
تاريخ التسجيل : 16/07/2009

مُساهمةموضوع: رد: İşgalin Kırkıncı Yılında Kudüs   الثلاثاء سبتمبر 08, 2009 8:45 am

Kudüs'teki İslami Miras


İslam bütün peygamberlerin ortak dini olduğuna göre Kudüs'teki eski
peygamberlerden kalma eserlerin tümü İslami mirastır. Bu kutsal miras,
Kudüs'ün Hz. Muhammed (s.a.s.)'in kurduğu İslam devletinin orduları
tarafından fethedilmesinden sonra bir hayli zenginleştirilmiştir.
1517'de Kudüs'ü Memlükler'den alan Osmanlılar da bu şehirde zengin bir
İslami miras bırakmışlardır.
Kudüs'teki İslami mirastan söz edilince ilk akla gelecek eser
şüphesiz Mescidi Aksa'dır. Mescidi Aksa'dan daha önce tafsilatlı bir
şekilde söz ettiğimizden burada tekrar üzerinde durmayacağız.
Kudüs'ü sembolize eden mabedlerden biri de Kubbetu's-Sahra'dır. Bu
cami Resûlullah (s.a.s.)'ın miraca çıkarken üstüne bastığı rivayet
edilen kutsal kayanın etrafına yapıldığından dolayı Kubbetu's-Sahra
olarak adlandırılır. (Buradaki sahra kelimesi noktalı kha ile yazılır
ve kaya anlamına gelir. Yani yazılış ve anlam itibariyle çöl anlamına
gelen sahradan farklıdır.) Söz konusu kayanın etrafını ilk kez mescid
edinen kişi Kudüs fatihi Hz. Ömer (r.a.)'dir. Ancak bugün
Kubbetu's-Sahra olarak bilinen mabed yani mevcut sekiz köşeli ve
süsleme sanatı açısından harika özelliklere sahip olan eser Emevi
halifelerinden Abdulmelik ibnu Mervan tarafından yaptırılmıştır. Fakat
bu bina daha sonra birkaç kez tamir gördü ve çeşitli değişikliklere
uğradı. Kubbetu's-Sahra da haremi şerif olarak adlandırılan alan içinde
yani Mescidi Aksa'nın yakınında bulunmaktadır. Cuma günleri erkekler
Mescidi Aksa'da, kadınlar Kubbetu's-Sahra'da cuma namazı kılarlar. Bu
eskiden beri devam eden ve halen de sürdürülen bir adettir.
Kudüs'te bunların dışında da çok sayıda İslami eser mevcuttur.
Bunların sadece isimlerini saymaya kalkışsak bile oldukça uzun bir
liste vermemiz gerekir. Bu durum Kudüs'ün ne kadar zengin bir İslami
mirasa sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Biz bu şehirdeki
İslami eserlerden bazılarının adlarını saymakla yetineceğiz:
el-Halil camisi
Muallaktaş camisi
Veliyyullah Muharib camisi
Büyük el-Umeri camisi
Küçük el-Umeri camisi
Hz. Yakub (a.s.) camisi
Kadınlar camisi
İsa camisi
Bayram Çavuş medresesi, tekkesi ve kulesi
Mevleviye camisi
Çorbacı Sebili camisi
Disi camisi (Hz. Davud Peygamber camisi)
Ömeri Safir camisi
Mus'ab ibnu Umeyr camisi
Han Sultan camisi
Ebu Bekir Sıddık camisi
Osman ibnu Affan camisi
Suveyka Allun camisi
Burak camisi
Şeyh Reyhan camisi
Şeyh Mekki cami ve türbesi
Hz. Süleyman (a.s.) efendimizin makamı ve camisi
Ömer ibnu Hattab Camisi
el-Hariri Camisi
Kale camisi
Osman ibnu Hattab camisi
Hanka camisi
Hayatu's-Salahiyye camisi
es-Seyfi camisi ve meydanı
el-Kumeyr camisi
Alauddin el-Basri camisi
el-Afgani camisi
Buhariya camisi
Şeyh Lu'lu' camisi
Kırmızı minare camisi
el-Kermi camisi
Mansuri camisi
Mağribliler camisi
Fahriya camisi
Peygamber Süleyman camisi ve meydanı
Sultan Hamamı (günümüzde Süryaniler kilisesinin bir bölümünü oluşturmaktadır.)
Bu sayılanlar Kudüs'teki İslami eserlerin çok az bir kısmıdır.
Bunların dışında daha çok sayıda cami, medrese, türbe, sebil ve benzeri
eserler mevcuttur. Bu eserlerin bir kısmı Osmanlı dönemi öncesinden,
bir kısmı da Osmanlı döneminden kalmadır. Bugün bu eserlerin çoğunun
tamir ve restore edilmesi gerekmektedir. Ancak işgal yönetimi İslami
eserlerin onarımına herhangi bir maddi katkıda bulunmadığı gibi bu
eserleri tamamen yıkılmaya terk etmektedir. Müslümanların kurmuş olduğu
gönüllü kuruluşlar ve vakıflar da söz konusu eserleri onarmak için
yeterli maddi imkan bulamamaktadırlar. Bu eserlerin bakım ve onarımıyla
ilgilenen Kudüs İslami Vakıflar Meclisi 1995'te yaptığı bir açıklamada
Kudüs'teki İslami eserlerin restorasyonu için 21 milyon dolara
ihtiyaçlarının olduğunu bildirmişti.
Kudüs'te Yahudileştirme Faaliyeti


Siyonist işgal devleti bu kutsal şehre yönelik yahudileştirme
faaliyetlerini değişik yollardan sürdürüyor. Bunların başında gelen
metot ise Kudüs'te yaşayan Müslümanları bu şehirden göç etmeye
zorlamaktır. Bu amaç için değişik yollara başvuruluyor. Bunlardan biri
Müslümanların evlerini yıkmaktır. Bu amaçla yılda ortalama 150 Müslüman
ailenin evi yıkılıyor. Üstelik evleri yıkılan ailelerin Kudüs içinde
yeni bir ev inşa etmelerine de fırsat verilmiyor. Bu konuyu araştırarak
dünya kamuoyunun dikkatine sunan Uluslararası İnsan Hakları Dayanışma
Örgütü, İsrail işgal rejiminin Kudüs'te ev yıkma uygulamasını uzun
süreden beridir sürdürdüğüne dikkat çekti.
İşgal devletinin Kudüslü Müslümanları bu şehirden göçe zorlama
uygulamalarından biri de çocuklarını bu şehrin nüfusuna kaydetmemektir.
Bu uygulama yüzünden Kudüs şehrine kaydedilmeyenler, bu şehrin
ahalisine sağlanan imkânlardan yararlanamıyor ve dolaylı bir şekilde
göçe zorlanıyorlar. İşgal devleti bu çocukların Kudüs nüfusuna
kayıtlarını engellediğinden onların Kudüslülere sağlanan ekonomik,
toplumsal ve sağlık hizmetleriyle ilgili haklardan yararlanmalarını da
engelliyor. Bu kişilerin sağlık hizmetlerinden yararlanabilmeleri için
herhangi bir müracaatta bulunulduğunda resmi sigorta kuruluşları ve
özel sigorta şirketleri onları Kudüs sınırları dışında oturanlar
arasında değerlendiriyor.
İşgal rejimi sadece çocukları Kudüs nüfusuna kaydetmemekle
yetinmiyor, zaman zaman daha önce bu şehrin nüfusuna kaydedilmiş
olanların da kayıtlarını silebiliyor. Bu konuda da, Kudüs nüfusuna
kayıtlı bir kişinin belli bir süre bu şehrin dışında yaşamasını gerekçe
olarak değerlendirebiliyor. Bu yolla Kudüs nüfusundan çıkarılanların
sayısı yılda ortalama 500 kişiyi buluyor. Bu yolla Kudüs'teki Müslüman
ve Filistinli nüfusun tedrici bir şekilde eritilmesi stratejisi
uygulanmaktadır.
İşgal devleti Müslümanların yoğun olduğu Doğu Kudüs'teki
Müslümanları göçe zorlamak amacıyla çeşitli baskı uygulamalarına
başvuruyor. Bu amaçla onları belediye hizmetlerinden mahrum bırakıyor.
Bundan dolayı şehrin doğu ve batı kesimleri arasında adeta iki ayrı
dünyanın şehirleriymiş gibi büyük fark görülür. Yine aynı amaçla Doğu
Kudüs'teki Müslümanlar çalışma imkânlarından mahrum ediliyorlar, evleri
yıkılanların veya tahrip olanların evlerini yeniden yapmalarına veya
tamir etmelerine izin verilmiyor. Bu ve benzeri uygulamalarla Kudüs
Müslümanları şehri terke zorlanıyor. Bu tür baskı uygulamalarından Doğu
Kudüs'te nüfusun % 5'ini oluşturan Hıristiyanlar da nasiplerini
alıyorlar.
İşgal devleti sadece nüfus oranlarını değiştirme tarzında bir
Yahudileştirme faaliyetiyle yetinmiyor. Kudüs'ün vechesini değiştirmek
amacıyla da faaliyet yürütüyor. Bu amaçla değişik İslâmi mekanların,
mahallelerin ve eserlerin adlarını İbraniceye çevirmeye çalışıyor.
Kudüs konusunda uzman olan Filistinli ilim adamlarından Halil Tüfekçi
bu konuda bir rapor hazırladı. Tüfekçi hazırladığı raporunda işgal
yönetiminin Kudüs'teki Arapça isimleri zihinlerden silerek yerine
İbranice adları yerleştirebilmek için yoğun bir çaba sarf ettiğine
dikkat çekti. Tüfekçi, yarın bir gün İbranice adların tabelaların
üzerine yazılarak Müslümanların yaşadığı mahallelerin ve sokakların
başlarına asılabileceği endişesini de taşıdığını dile getirdi. Bu
endişesini dile getirirken bazı köylerin adlarının değiştirildiğine ve
eski adlarının unutturulduğuna dikkat çekti. Kudüs uzmanı Tüfekçi
yahudilerin "Eski Kudüs" denilen bölgede de yayılmaya ve sürekli yeni
yerleşim birimleri açmaya çalıştıklarını da dile getirdi.
Kudüs'e Duvar Zulmü


Görünüşte BM kararları İsrail'in Doğu Kudüs üzerindeki tahakkümünü
reddetmektedir. Fakat inşa edilen ayrım duvarı bu konuda da Kudüs'e
karşı bir sinsi plan mahiyeti taşımaktadır. Duvar inşası bu kutsal
şehir üzerindeki işgal ve tahakkümün bir emrivakiyle sağlamlaştırılması
sonucunu doğuracaktır. Çünkü duvar şehrin dışından inşa edilmekte,
böylece şehrin tamamı ilhak edilmiş olmaktadır. Duvar aynı zamanda
normalde Kudüs nüfusuna kayıtlı 100 bin Filistinlinin dışarıda
bırakılmasına sebep olacaktır ki bu durum şehirdeki demografik yapının
yahudi nüfus lehine kökten değişmesi sonucunu doğuracaktır. Bu durum
aynı zamanda normalde işleri ve yararlandıkları sosyal hizmet kurumları
Kudüs'ün içinde olan bu Filistinli nüfusun işlerini, eğitim ve sağlık
başta olmak üzere muhtelif sosyal hizmetlerden yararlanma imkânlarını
kaybetmeleri anlamına gelecektir. Bu emrivakiyle ilhak olayının
doğuracağı en önemli sonuçlardan biri de Filistinlilerin başkenti Kudüs
olan bir devlet planlarının tümüyle hayal haline gelmesi olacaktır.
Kudüs'e Müslümanlar Sahip Çıkmalıdır


Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "Allah'ın
mescidlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı kılan,
zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler onarabilir.
İşte bunlar doğru yola erenlerden olabilirler." (Tevbe, 9/18) Yani
Allah'ın kutsal kıldığı mekanlara ve mabedlere sahip çıkacak olanlar
takva sahibi mü'minlerdir. Başkalarından bu konuda bir duyarlılık
bekleyemeyiz. Ancak uluslararası güçlerin öne sürdüğü yapay
kahramanları da gerçek kimlikleriyle tanımamız, onların ne gibi
dümenler çevirdiğini bilmemiz gerekiyor. Aksi takdirde onların
ihanetlerini bize siyasi birtakım hesaplar gibi yutturabilirler.
Nitekim Müslümanların son yüzyılda başlarına gelenler hep, ihanet için
özel olarak yetiştirilen yapay kahramanları gerçek kimlikleriyle
tanıyamamalarından kaynaklanmıştır.
Kudüs Davası Bütün Müslümanların Davalarıdır


Kudüs ve Filistin davası sadece Filistinlilerin veya Arapların değil
bütün Müslümanların davasıdır. Bugün Filistin topraklarında o
toprakların bağımsızlığı, Kudüs'ün ve Mescidi Aksa'nın kurtarılması
için mücadele eden bir tek kişi olmasa bile Müslümanların yine de bu
davaya sahip çıkmaları gerekir. Nitekim Salahuddini Eyyubi, Kudüs'ü ve
Mescidi Aksa'yı bu inanç ve şuurla haçlılardan kurtarmıştı. Onun haçlı
işgalini içine sindirememesi ve o kutsal mekanlar için uykularının
kaçması bir Filistinli ya da Arap olmasından değil Müslüman olmasından
kaynaklanıyordu. Onun zamanında haçlıların işgali altındaki yerlerde
herhangi bir fiili mücadele olmamasına rağmen Salahuddini Eyyubi yine
de harekete geçmiş ve işgale son vermişti. Bugün Allah'a şükür o
topraklarda bir bağımsızlık mücadelesi var. Ama ne yazık ki, başka
yerlerde yaşayan Müslümanlar onların mücadelelerini sahiplenmekten bile
çekiniyorlar. Hâlâ birçokları Filistin ve Kudüs meselesine bir Arap
meselesi olarak bakıyor. Artık bu düşüncenin değişmesi ve "ben
Müslümanım" diyen herkesin o kutsal mekanların bağımsızlığı için
sürdürülen mücadeleye destek vermesi gerekir.
Kutsal Kudüs şehri tarihte olduğu gibi günümüzde de Müslümanların
bir aynası niteliği taşımaktadır. Dolayısıyla bu mukaddes şehrin ve o
şehrin bağrında barındırdığı kutsal mirasın Siyonistlerin işgali
altında olmasından bütün Müslümanların rahatsız olması gerekir. İman
hassasiyeti taşıyan her Müslüman, Yüce Allah'ın mübarek kıldığını
bildirdiği mekanların yeniden İslami kimliğine kavuşmasında kendinin de
mutlaka bir sorumluluğunun olduğunu bilmelidir.
الرجوع الى أعلى الصفحة اذهب الى الأسفل
haakan
وسام ذهبي
وسام ذهبي
avatar

ذكر عدد الرسائل : 655
نقاط : 1830
تاريخ التسجيل : 16/07/2009

مُساهمةموضوع: رد: İşgalin Kırkıncı Yılında Kudüs   الثلاثاء سبتمبر 08, 2009 8:46 am

Siyonistlerin Siyon Mabedi İddiaları Siyasidir


Kudüs davasına teşhis koyma konusunda yaşanan problemden dolayı
onaylanması mümkün olmayan birtakım formüller üretildiğini görüyoruz.
Bunlardan biri de kutsal Kudüs şehrinin ve oradaki mukaddes mekânların
yönetiminin vahye dayanan üç dinin mensupları tarafından paylaşılması
formülüdür. Göründüğü kadarıyla böyle bir formül üretilmesinin amacı
herkesin razı olacağı ve herkesin haklarının garantiye alınacağı bir
çözüm bulmaktır. Herkesin haklarının garantiye alınması için böyle bir
koordinasyona ihtiyaç duyulması ise bu konuda İslâm'ın adaletine
yeterince güvenememe kanaatine götürür. Böyle bir formüle ihtiyaç
duyulmasının ikinci sebebi ise Siyonistlerin kutsal mekânlarla ilgili
dayanaksız ve tutarsız iddialarını ciddiye alma olabilir.
Her şeyden önce Siyonistlerin Kudüs'le ve Mescidi Aksa'yla ilgili
iddiaları hem tarihi gerçeklere, hem de tevhid inancını temsil eden
mirasla ilgili ilkelere aykırıdır.
Mescidi Aksa, Hz. Süleyman (a.s.) tarafından Allah'a kulluk
görevinin yerine getirilmesi için bir mabed olarak inşa edilmiştir. Bir
Siyon mabedi veya Süleyman heykeli olarak değil. Ondan sonraki
dönemlerde gelen peygamberlerin hepsinin hayatlarında Mescidi Aksa'nın
özel yeri vardır. Zekeriyya (a.s.) ve onun oğlu Yahya (a.s.) bu kutsal
mabedi amacına uygun bir şekilde değerlendirmiştir. İsâ (a.s.)'ın
annesi Meryem bu mabede adanmıştı ve bütün gençliği boyunca ona hizmet
etti. Onun oğlu İsâ (a.s.) bu mabede özel değer verdi ve tebliğini bu
mabed çevresinde yaptı. Son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.) isra ve
mirac olayında mucizevî bir şekilde bu kutsal mabedi ziyaret etti.
Biz Müslümanlar olarak her şeyden önce o mabedi ilk inşa eden Hz.
Süleyman (a.s.)'ın bir peygamber olduğuna inanıyoruz ve onun tebliğ
ettiği tevhid inancını benimsemiş durumdayız. Yahudi toplumu ise onun
peygamber olduğuna bile inanmaz, onu Kral Salamon olarak tanırlar. Bir
soy iddiasından yola çıkarak onun inşa ettiği mabed üzerinde hak sahibi
olduklarını söyleyebilirler mi? O mabede yıllarca hizmet eden Zekeriyya
(a.s.), "atalarımız" dedikleri ve miraslarına sahip çıktıklarını
söyledikleri insanlar tarafından yıllarca eziyete maruz kalmış, sonunda
da öldürülmüştür. Onun oğlu Yahya (a.s.) yine aynı kişiler tarafından
kafası yarılarak öldürülmüştür. Biz ise her ikisine de hürmet etmekte,
her ikisini de Allah'ın peygamberi olarak bilmekte ve onların tevhid
inançlarını sürdürmekteyiz. Mescidi Aksa'ya adanan Meryem (a.s.) ise
yine aynı kişilerin çirkin iftirasına maruz kalmıştır. Biz ise onun
Allah katında büyük değer sahibi bâkire anne olduğuna inanıyoruz. Onun
oğlu İsâ (a.s.)'yı, yine "atalarımız" deyip de kendilerinin onların
mirasçısı olduklarını iddia ettikleri kişiler öldürmeye kalktılar ve
Yüce Allah, onu göklere yükselterek kurtardı. Biz ise onun bir
peygamber olduğuna inanıyor, insanlara tebliğ ettiği tevhid inancını
sürdürüyoruz.
Ayrıca şunu ifade edelim ki, Mescidi Aksa'nın Süleyman (a.s.)
tarafından inşa edilmiş olan ilk şeklinin tarihte korunamadığı, birkaç
kez yıkıma maruz kaldığı bilinmektedir. Ancak bu mabed İslâm'ın
fethinden sonra ilk inşa ediliş amacına uygun bir şekilde yeniden inşa
edilmiş ve asıl fonksiyonuna döndürülmüştür. Bu kutsal mabed üzerinde
hak sahibi olan da şu veya bu kavim, şu veya bu toplum değil, tevhid
inancıdır. Dolayısıyla tevhid inancına sahip olanların bu mabede sahip
çıkmaları kutsal bir sorumluluktur. Tevhid inancına sahip olduklarını
söyleyenler o kutsal mabede sahip çıkma konusunda ihmalkâr
davranırlarsa samimiyetlerini göstermede de ihmalkâr davranmış
olacaklardır.
Mabedler, etnik kimliğe göre sahiplenilecek ve yine bu kimliğe göre
devralınacak miraslar değildir. Bir mabed ne amaç için inşa edildiyse o
amaç için değerlendirilir. Kim o amaç için değerlendirirse onun
üzerinde hak sahibi olur. Bilindiği üzere Ka'be ve Mescidi Haram, Hz.
İbrahim (a.s.) tarafından tevhid inancına göre kulluk görevinin yerine
getirilmesi üzere inşa edilmişti. Müşrikler içini putlarla doldurdular.
Resûlullah (s.a.s.), Mekke'yi fethettiğinde onların hepsini temizledi
ve Ka'be'yi yeniden gerçek fonksiyonuna kavuşturdu. Mekkeliler, Arap ya
da İbrahim oğlu İsmail'in (Allah'ın selâmı her ikisinin üzerine olsun)
soyundan geldikleri için Ka'be üzerinde hak sahibi değillerdi.
Bugün Filistin topraklarını işgal altında tutan Siyonist grupların
Mescidi Aksa'yla ilgili iddiaları ve planları büyük ölçüde siyasidir.
Özellikle dünya Müslümanlarının Kudüs ve Filistin davasıyla
irtibatlarını koparmak amacıyla arada önemli bir bağ oluşturan Mescidi
Aksa'yı ortadan kaldırmak amacıyla söz konusu iddiaları ortaya
atmaktadırlar.
Sonuç itibariyle Siyonist işgalcilerin Mescidi Aksa başta olmak
üzere Kudüs'teki mukaddes mekânlarla ilgili tüm iddiaları tamamen
tarihin saptırılmasından ibaret ve ideolojik amaçlara yöneliktir.
Dolayısıyla Müslümanların onlarla paylaşacakları bir şeyleri yoktur.
Yahudilerin tarihten kalan herhangi bir mirasları olsaydı zaten İslâm
adaleti Hıristiyanların tüm kutsal mekânlarını koruduğu gibi onların
miraslarını da korurdu. Çünkü aşağıda biraz daha ayrıntılı olarak
vereceğimiz üzere İslâm adaleti o beldelere hâkim olduktan sonra
kimsenin dinî mirasına, kutsal binasına ve mekânına zarar verilmemiş,
herkesin mukaddesatı korunmuştur. Müslümanların tevhid ehli
peygamberlerden aldıkları kutsal mirası yahut kendilerinin inşa
ettikleri ve asıl gayesine uygun olarak ihya ettikleri mabedleri onlara
peşkeş çekmeleri veya onlarla paylaşmaları da beklenemez.
İslâm'ın Adaleti Herkese Yeter


Siyonistlerin kutsal mekânlarla ilgili iddiaları tamamen siyasi ve
işgalci temele dayandığından Müslümanların onların iddialarına dayalı
olarak kendileriyle paylaşacakları bir şeyleri yoktur. Hıristiyanların
kutsal mekânları ve mabedleri ise en güvenli dönemlerini İslâm
adaletinin gölgesinde yaşamıştır. Hz. Ömer (r.a.) Kudüs'ü
fethettiğinde, Hıristiyanların teklifte bulunmalarına rağmen
kendisinden sonra Müslümanların camiye dönüştürebilecekleri endişesiyle
Hıristiyanların kiliselerinde namaz kılmamıştır. Kudüs'te onca
kilisenin ve Hıristiyan kültürüne ait tarihi mirasın zarar görmeden
korunabilmesi ancak İslâm'ın yüce adaleti tarafından himayeye alınması
sayesinde mümkün olabilmiştir.
İslâm adaleti Hıristiyanların Kudüs ve Filistin'deki haklarını
korumaya aldığı, onların dinî mabedlerine, tarihi kültürlerine ve
kişisel mülklerine zarar verilmesini engellediği halde haçlı
seferlerinde Müslümanlara büyük kayıplar verdirilmiş, tarihi ve
kültürel mirasları tahrip edilmiştir. Yetmiş bin Müslüman Kudüs ve
çevresinde haçlı askerleri tarafından şehit edilmiştir. Haçlı
askerlerinin atlarının ayaklarının Kudüs caddelerinde kana gömüldüğü
bizzat katliama şahitlik eden haçlı komutanlarının hatıratında
yazılmıştır.
Haçlıların bu zulüm ve katliamı gerçekleştirmelerine rağmen
Salahuddin Eyyubi'nin gerçekleştirdiği ikinci fetihten sonra kimseye
zulmedilmemiş, hangi dinden olursa olsun bütün herkes İslâm'ın
adaletinin güvencesi altına girmiştir. Ne var ki İngilizlerin 1917'de
gerçekleştirdikleri ikinci haçlı işgalinden sonra Siyonist terör
örgütlerinin önü açılırken oranın yerli ahalisine baskı yapılmış,
mülkleri zorla ellerinden alınarak Siyonistlere sembolik ücretlerle
satılmış, sonra da bu mülklerin Filistinliler tarafından satıldığı
ileri sürülerek bir de iftira atılmıştır. Siyonist terör örgütlerinin
1947'de devlet ilan etmeleriyle birlikte ikinci haçlı işgali amacına
ulaşmış olduğundan İngiliz işgal güçleri çekildiler. Fakat bu kez zulüm
ve vahşet katlanarak devam etti.
Bugün de Siyonist işgalcilerin sinsi planları ve oyunları sebebiyle
İslâm'ın en kutsal üç mabedinden biri olan Mescidi Aksa ciddi tehditle
karşı karşıyadır. Bu kutsal mabedi tüm Müslümanlar adına korumaya
çalışan Filistinliler ise son derece vahşi zulümlere maruz kalıyorlar.
Dünyanın değişik beldelerinde yaşayan Müslümanların, Kudüs'ün gerçek
kimliğine ters ve İslâm'ın adaletine güven konusunda şüphe mahiyeti
taşıyan formüllere hizmet etmek yerine kutsal Mescidi Aksa'yı
özgürlüğüne kavuşturmak isteyen Müslümanların davalarına ve
mücadelelerine destek vermeleri gerekir. Siyonist işgale son verilir,
Kudüs ve Filistin özgürlüğüne kavuşur ve o beldeye İslâm'ın adaleti
hâkim olursa görülecektir ki o yüce adalet herkese yetecektir. Bundan
kimsenin şüphesi olmasın. Bilindiği üzere Asr-ı Saadet'te haklı
olduklarını bilen yahudiler dahi İslâm'ın adaletine güvendiklerinden
anlaşmazlık davalarında, rüşvet yiyerek haklıyı haksız çıkaran
hahamlarına gitmektense rüşveti haram bilen, zararı kendine dokunsa da
adaleti icra etmeyi görev sayan Hz. Muhammed (s.a.s.)'e gidiyorlardı.
İşte o peygamberin izinden gidenlerin bu adaletin herkese yeteceğine
inanmaları ve kutsal bildikleri beldelerde adalet ve hakkaniyetin hâkim
kılınması için yönetimi birileriyle paylaşma ihtiyacı duymamaları
gerekir.
Bütün bu sebeplerden dolayı kutsal Kudüs şehrinin ve etrafındaki
mübarek beldenin Siyonist işgalden kurtarılarak, gerçek özgürlüğüne
kavuşturulması ve İslâm'ın yüce adaletinin gölgesinde korumaya alınması
için çalışmak iman sahibi olduğunu söyleyen herkesin üzerinde
sorumluluktur. Kimse bu sorumluluktan azade olduğunu söyleyemez. Bu
konuda üzerlerine düşeni ve güçlerinin yettiğini yerine getirmeyenler,
birtakım modernist felsefelerin etkisinde kalarak işgalci güçlerin
teorilerine alet olanlar büyük hata içindedirler.
الرجوع الى أعلى الصفحة اذهب الى الأسفل
 
İşgalin Kırkıncı Yılında Kudüs
استعرض الموضوع السابق استعرض الموضوع التالي الرجوع الى أعلى الصفحة 
صفحة 1 من اصل 1

صلاحيات هذا المنتدى:لاتستطيع الرد على المواضيع في هذا المنتدى
منتديات جوهرة الاسلام :: türk kardeşler için-
انتقل الى: