منتديات جوهرة الاسلام
تسجل معنا بالمجان واحصل على منتدى او موقع

منتديات جوهرة الاسلام

منتدى يأخدك الى عالم المعرفة والاكتشاف في كل المجالات
 
الرئيسيةاليوميةس .و .جبحـثالأعضاءالمجموعاتالتسجيلدخول
المواضيع الأخيرة
فتاوى واسئلة عن الاسلام
افحص جهازك بالمجان
منتدى الزواج الاسلامي
saad lchgar
موقع صباغة الديكور والفيرني
منتدى يسوع
كل البرامج تجدها هنا
جمعية الزهور zohor
ابحت عن عمل
اكبر تجمع عربي على النت
التجارة مع الله
منتدى اسلامي للنساء
ألعب مجانا بدون تحميل

شاطر | 
 

 CEZAYİR OLAYLARININ DÜNÜ VE BUGÜNÜ

استعرض الموضوع السابق استعرض الموضوع التالي اذهب الى الأسفل 
كاتب الموضوعرسالة
haakan
وسام ذهبي
وسام ذهبي
avatar

ذكر عدد الرسائل : 655
نقاط : 1830
تاريخ التسجيل : 16/07/2009

مُساهمةموضوع: CEZAYİR OLAYLARININ DÜNÜ VE BUGÜNÜ   الخميس سبتمبر 10, 2009 2:33 pm



Kuzey
Afrika'da İslam'ın yayılmasında çok önemli bir yer tutan Cezayir uzun
yıllardır, hem toplumsal hem de siyasi açıdan büyük bir kaos içinde
yaşıyor. Türk ve dünya kamuoyunun özellikle son on yıldır sürekli
katliam haberleri duymaya alıştığı Cezayir'de karışıklığın kökeni de
eskilere dayanıyor.

1830'da Fransız işgaliyle birlikte Cezayir halkı için de zor ve
karanlık günler başlamış oldu. Bugün sözde Ermeni soykırımı senaryosunu
parlamentolarında kabul edip, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından
da onaylanmasını sağlayan Fransızlar'a, yaklaşık 150 yıl boyunca
Cezayir'de sebep oldukları katliamlar için hiçbir yaptırım
uygulanmıyor. Aslına bakılırsa uluslararası çevreler süregelen şiddetin
asıl sorumluları hakkında yorum bile yapmaktan özenle kaçınıyorlar. Son
on yıldır ölümlerin sayısının 100 bine ulaştığı (Cezayir Devlet Başkanı
Bouteflika tarafından açıklanan resmi rakam) hatta basına kapalı
ortamlarda bu sayının çok daha fazla olduğunun dile getirildiği bu
terör ortamı, gerçekte 1.5 milyon Cezayirliyi katleden Fransa'nın bir
mirasıdır. Oysa aynı Cezayir 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Osmanlı
yönetiminde huzur, güvenlik ve barış içinde yaşamıştır.Cezayir halkı
yıllardır öldürülüyor, işkenceye uğruyor, kadın, çocuk, yaşlı demeden
katlediliyor. Peki bu katliamı yapan kim? Cezayir'de kim neyin
mücadelesini veriyor?

Bugüne kadar bu sorulara doğru ve net cevaplar veren tarafsız
kaynaklara ulaşmak pek mümkün olmuyordu. Bunda elbette Cezayir'de
uygulanan baskı rejiminin kamuoyunu dezenformasyon içerikli bilgilerle
yönlendirmesinin de büyük payı vardır. Ancak doğru cevapların
bulunamamasının asıl sebebi bu cevapların bulunmasıyla yüzyıllardır
yaptıkları planların zedelenmesinden korkan bazı Batılı çevrelerdir. Bu
nedenle Cezayir'de yaşananların gerçek yüzünü görebilmek için olayların
tarihsel arka planına göz atmakta ve kamuoyundan gizlenmeye çalışılan
bilgilerin üzerindeki perdeyi biraz aralamakta fayda vardır.Cezayir'de
olanları net ve doğru anlayabilmek için bu konuyu iki bölüm halinde
incelemek yerinde olacaktır. Bu nedenle bu haftaki yazımızda Cezayir
tarihine ve Fransa'nın bu topraklarda neden olduğu teröre kısaca bir
göz atacağız. Önümüzdeki hafta ise Cezayir üzerinde yapılan planların
asıl amaçlarına ve tüm bu yaşananların Cezayir halkına neye malolduğuna
değineceğiz.

Fransa'nın Cezayir İşgali


Bilindiği gibi Sanayi Devrimi ile
birlikte siyasi dengelerin de değişmeye başladığı 19. yüzyıl, insanlığa
savaşların, katliamların ve zulmün hakim olduğu 20. yüzyılı armağan
etti. 19. yüzyılda kurulmak istenen düzenin temel dayanak noktasını ise
dinin ve manevi değerlerin ikinci plana itildiği, her şeyin maddi
menfaatlerden ibaret olduğu ve "güçlü olanın kazanacağı" öğretisini
telkin eden materyalist dünya görüşü oluşturmakta idi. Bu görüş
çerçevesinde gelişen sömürgeci anlayış kendisine yeni kaynaklar ve
imkanlar ararken, karşısında Müslümanları, dolayısıyla da Osmanlı
İmparatorluğu'nu buldu. Osmanlı'nın zayıflatılması ve bu vesile ile
hakimiyeti altındaki toprakların Batılı devletler tarafından sömürüye
açık hale getirilmesi 19. yüzyılın son çeyreğinin ve 20. yüzyıl başının
en belirgin stratejilerinden birisi oldu.

Bu stratejiler doğrultusunda Osmanlı'nın giderek zayıflatılması ve en
nihayetinde de siyasi olarak varlığının sona ermesi, sömürgeci
devletler için pek çok yeni kapının açılması anlamına geliyordu.
Osmanlı'nın dağılma süreciyle birlikte sömürgeci güçler de İslam
topraklarını paylaşmaya başladılar. Paylaşılan bu topraklardan birisi
de Cezayir idi. Fransız orduları 1827 yılında 37 bin askerle Cezayir'e
yönelik işgallerine başladılar ve üç yıl süren işgalin sonucunda
Cezayir toprakları tamamen Fransızların denetimine geçti.Zengin petrol
yataklarına sahip olan ve Akdeniz'de oldukça stratejik bir liman
özelliği taşıyan Cezayir, Fransa için oldukça değerli bir topraktı. 19.
yüzyıla kadar Osmanlı hakimiyetinde kalan Cezayir toprakları 1830
yılında Fransa topraklarına katıldı ve 132 yıl boyunca Fransa'nın
sömürgesi olarak kaldı.

Sömürgecilik anlayışının bir gereği olarak kendileri dışındaki
milletleri ikinci sınıf insanlar olarak gören Fransızlar da işgal
ettikleri tüm topraklarda olduğu gibi Cezayir'de de baskıya ve şiddet
dayanan bir sistem kurdular. Fransızlarla birlikte asimilasyon yoğun
bir şekilde hayata geçirildi. İlk önce Arapça konuşmak ve eğitim görmek
yasaklandı. Resmi konuşma dili sadece Fransızca olarak kabul edildi. Bu
politika halkın ulusal kimliğini ve kültürel birikimini yok etmeyi
hedefliyordu. Daha sonra Cezayir halkı bir yandan ekonomik olarak tam
anlamıyla Fransa'ya bağımlı hale getirilirken, bir yandan da ülkenin
siyasi yapısı Fransa'nın menfaatleri doğrultusunda yeniden inşa edildi.

Fransa'nın 1827'de başlayan işgaline karşı Cezayir'de ilk direniş
1832'de Maskara Emiri Abdülkadir tarafından gerçekleştirildi.
Konstantin şehrinin beyi Hacı Ahmed ile birlikte Fransızlara karşı
isyan eden ve sonra da başlattığı ayaklanmanın liderliğini üstlenen
Emir Abdülkadir 18 Kasım 1839'da Fransa'ya karşı resmen savaş ilan
etti. Ancak bu mücadele kullanılan yanlış yöntemler nedeniyle başarıya
ulaşamadı. Mücadele sırasında binlerce Cezayirli Müslüman öldü ve
Fransızlar da ülkeye tamamen hakim oldular.

Fransa'nın Cezayir'deki "Yerli Kadro"ları: Masonlar

Fransız
işgalinin en önemli yönü ise aynı zamanda mason localarının yönetiminde
gerçekleşmiş olan "masonik bir işgal" oluşu idi. Bunun en çarpıcı
örneklerinden biri direniş hareketinin önderi olan Emir Abdülkadir'in
direnişin bastırılmasının ardından Fransızlar tarafından mason
yapılışıdır. Direnişin bastırılmasının ardından hayatının geri kalan
kısmını Fransız işgali altındaki Şam'da Fransız İmparatoru III.
Napolyon'un himayesi altında geçiren Abdülkadir burada masonluğa kabul
edildi. Abdülkadir 18 Haziran 1864'te IV. Henry locasında tekris
edildi. Hatta Abdülkadir'e masonluğa girer girmez, pek sık
rastlanılmayan bir şekilde, üç derece birden atlatıldı.

İşgalin masonik oluşunun bir başka göstergesi ise Fransızların ülkeye
hızlı bir şekilde masonluğu yaymaları idi. Bu sayede ülkedeki Fransız
egemenliğine seve seve bağlanacak "yerli kadro"lar oluşturmak
isteniyordu. Fransız yönetimiyle birlikte Fransız Grand Orient locası
Cezayir'de çok sayıda loca açtı. Masonluk tarihi hakkında ansiklopedik
bir sözlük yazan Daniel Ligou, bu locaların üye sayısının hızla
arttığını ve loca üyelerinin ülke yönetiminde önemli rol oynadığına
dikkat çekmiştir.

Fransızlar 132 yıl Cezayir'de
kaldılar ve bu süre içinde Cezayir'i yöneten valilerin neredeyse tamamı
masondu. 1911-1918 yılları arasında valilik yapan Charles Luland,
1925-1927 tarihlerinde valilik yapan Maurice Violette, 1930-1935
yılları arasındaki Vali Jules Garde ve 1935-1940 yılları arasındaki
Vali Jacques le Beau masondular. Cezayir'in masonların idaresine
geçmesi ile birlikte bir anlamda işgalin birinci ve en önemli adımı
tamamlanmış oluyordu.

Fransa'nın Cezayir'deki Kanlı Tarihi

Cezayir'de ilk ayaklanma girişiminden sonraki süreç boyunca, halkın
sömürgeci güçlere karşı duyduğu öfkeyi tek bir şemsiye altında
toplayabilecek bir güç bulunmamaktaydı. Bağımsızlık için yapılan bir
takım girişimler de uygulanan baskı ve şiddet politikalarının bir
sonucu olarak son derece katı bir şekilde bastırıldı. 1900'lerin
ortalarına kadar durum bu şekilde devam etti. Örneğin 1931 yılında Şeyh
Abdülhamit Ben Badis önderliğinde kurulan "Ulema Birliği"
Cezayirlilerin zorla Fransızlaştırılmalarına karşı bir hareket
başlattı. Arap kültürünü sahiplenme ve İslamiyet'i koruma temelinde
"Dinim İslam, dilim Arapça, vatanım Cezayir" şiarıyla örgütlenmiş olan
Birlik cami vaazları ile halkı bilinçlendirme çalışmalarına başladı.
Ancak kısa bir süre sonra sömürgeci yönetim camilerde vaaz verilmesini
yasakladı. Daha sonra uygulanan baskılar sonucunda bu girişim başarıyla
neticelenemedi.

Yine aynı dönemde Ferhad Abbas önderliğinde kurulan Müslüman Delegeler
Fedarasyonu da benzer nedenlerle başarılı girişimlerde bulunamadı. II.
Dünya Savaşı'nın başlamasıyla birlikte ise Cezayir toprakları yeni bir
döneme şahitlik etti. Nazi Almanyası önce Fransa'yı ardından da
Cezayir'i işgal etti. Cezayirli vatanseverlerin pek çoğu tutuklandı,
büyük kısmı da toplama kamplarına konuldu veya katledildi. 1942 yılında
müttefik güçlerin Alman işgaline son vermesi ile birlikte Cezayir için
yeni ve demokratik bir çağın başlayacağını düşünen Cezayirli aydınlar
kısa sürede çok büyük bir yanılgı içinde olduklarını anladılar. 1943'de
yine Ferhad Abbas önderliğinde bir grup sömürgecilik döneminin sona
ermesi, savaşın bitiminde bağımsız bir devlet kurulması, yeni bir
anayasa yapılması ve Cezayirlilerin yönetimde etkin olması ve tüm
düşünce suçlularının serbest bırakılması gibi maddeleri içeren bir
teklifi müttefik güçlere sundular. Müttefik güçlerle birlikte
Almanya'ya karşı savaşan Cezayirliler, müttefiklerin kendi yanlarında
yer alacaklarını sanmışlardır. Oysa götürdükleri tekliflerin hiçbiri
kabul edilmediği gibi Cezayir halkı için yeni bir katliam kapıda
bekliyordu.

8 Mayıs 1945'de II. Dünya Savaşı'nın sona ermesi vesilesiyle yapılan
kutlamalar esnasında halk Cezayir bayrağı taşıyınca ortalık bir anda
kan gölüne döndü. Fransız askerleri Cezayir bayrağı taşıyan
kutlamacıların üzerine ateş açtı ve 45 bin masum insan bu olaylar
esnasında can verdi. Pek çoğu da yaralandı. Tarihe Setif Katliamı
olarak geçen bu olayları takiben Fransızların katı ve baskıcı rejimi
tekrar uygulamaya konuldu. Tüm siyasi faaliyetler yasaklandı. Binlerce
Cezayirli vatansever hiçbir gerekçe gösterilmeden tutuklandı.
Cezayirliler bir kez daha sömürgecilerin bakış açısını acı bir
tecrübeyle görmüş oldu. Setif katliamından sonra geçen on yıl
bağımsızlık hareketlerinin olgunlaşma süreci oldu.

1 Kasım 1954'de direnişçi güçler tarafından yayınlanan bir bildiri ile
Cezayir halkı bağımsızlık ve hürriyet için silahlı ayaklanmaya davet
edildi. Aynı yıl içinde kurulan Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLN) ve Ulusal
Kurtuluş Ordusu (ALN) bağımsızlık hareketinin öncüleri oldu. Ulusal
Kurtuluş Cephesi homojen bir yapı değildi ve şemsiyesi altında pek çok
farklı siyasi görüşe sahip halk birleşmişti. FLN Eylül 1958'de
Kahire'de toplanarak Geçici Cezayir Hükümeti'ni kurdu.Bu arada elbette
Fransa zengin petrol ve doğalgaz yataklarına sahip olan Cezayir'i
kaybetmek istemiyordu. Bu nedenle yukarıda kısaca değindiğimiz Setif
katliamı tekil bir olay olarak kalmadı. Cezayir'in bağımsızlığını ilan
edene kadar pek çok köy Fransızlar tarafından yakıldı, okullar ve
camiler yıkıldı. Binlerce insanın canına malolan bu süreç esnasında
Fransızlar, Cezayir halkının ekinine ve hayvanlarına da zarar vermeyi
ihmal etmiyorlardı. 400 bin bağ sökülürken, binlerce hayvan da
boğazlandı. Yıllarca Cezayir'i yakıp yıkmaktan, masum insanları,
kadınları, çocukları ve yaşlıları katletmekten çekinmeyen Fransa
sonunda Cezayir halkının bağımsızlık sevdası karşısında yenik düştü.
Fransa Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle 1959 yılında Birleşmiş
Milletler'de yaptığı bir konuşmada Cezayir'e bağımsızlık tanınacağını
açıkladı. Tarihe Evian Anlaşması olarak geçen anlaşmayla FLN ve Fransa
ateşkes ilan etti ve 1962 yılında Cezayir bağımsızlığına kavuştu.
Sömürgeci Fransa'ya karşı 7.5 yıl boyunca verilen bağımsızlık
mücadelesi ardında çok ağır bir bilanço bırakmıştı: 1.5 milyon
Cezayirli Fransa'nın şiddet uygulamaları sonucunda yaşamını yitirdi.
الرجوع الى أعلى الصفحة اذهب الى الأسفل
haakan
وسام ذهبي
وسام ذهبي
avatar

ذكر عدد الرسائل : 655
نقاط : 1830
تاريخ التسجيل : 16/07/2009

مُساهمةموضوع: رد: CEZAYİR OLAYLARININ DÜNÜ VE BUGÜNÜ   الخميس سبتمبر 10, 2009 2:34 pm

Fransız Katliamında İsrail Desteği

1954 yılından 1962 yılına kadar devam eden bağımsızlık mücadelesi
esnasında, Cezayir ayaklanmasını bastırmak için 1.5 milyon insanı
katleden Fransız yönetimi bu uygulaması sırasında yalnız değildi. Bir
de İsrail vardı olayın içinde. Dünyadaki her türlü İslami hareketi
kendisine yönelik bir tehdit sayan İsrail yönetimi, Cezayir
ayaklanmasını bastırması için Fransızlara büyük destek vermişti. İsrail
1954 yılındaki ayaklanmadan önce de Cezayir'deki gelişmeleri çok
yakından izliyordu. Özellikle Mossad Cezayir'de gelişen bağımsızlık
hareketini yakın takibe almıştı. Ayaklanma ile birlikte de İsrail
Fransız yönetimine aktif destek vermeye başladı. İsrailli askeri
uzmanlar gerilla savaşı konusunda tecrübesiz olan Fransız birliklerine
özellikle de gerilla savaşında helikopter kullanımı konusunda eğitim
verdiler. S.Steven yazmış olduğu "The Spymasters of Israel" adlı
kitabında bildirdiğine göre Fransız birliklerini eğitmek için iki
İsrailli general Cezayir'e gitmişti. Bu iki general de oldukça tanıdık
isimlerdi: Yitzhak Rabin ve Haim Herzog. (Bir dönemin İsrail Başbakanı
ve Devlet Başkanı).

E. Crosbie de "The Tacit Alliance" adlı kitabında Cezayir ayaklanması
boyunca Fransa ve İsrail'in tam bir ittifak kurdukları yorumunu
yapmaktadır. Ayaklanmanın son dönemlerinde de İsrail'in Fransızlara
verdiği büyük destek sürdü. İsrail Fransızların kurmaya çalıştığı
kontrgerilla örgütü OAS'ye de büyük yardımlarda bulunmuştu. İsrail
Hayfa Üniversitesi'nde psikoloji profesörü olan Benjamin Beit
Hallahmi'nin İsrail'in dünyanın dört bir yanındaki savaşlar ve
çatışmalarda üstlendiği gizli rolü gözler önüne seren "The Israeli
Connection" isimli kitabında da bu kanlı ittifaka yer verilmiştir.
Hallahmi kitabında, "1961
ve 1962'de İsrail'in Cezayir'de Fransız kontrolü sağlamaya çalışan
Fransız yerlilerinin aşırı sağcı örgütü olan Fransız OAS (Organisation
de l'Armee Secrete) hareketini desteklediğine dair bir çok rapor
bulunmaktadır"
der. Nitekim Cezayir tam bağımsızlığını kazanıp
Birleşmiş Milletler'e katıldığında da İsrail'in kabulüne karşı red oyu
kullanmıştır. Kuşkusuz İsrail'in Fransız yönetiminin Cezayir halkına
uyguladığı zulme destek olması İsrail açısından tekil bir olay
değildir. Bilakis İsrail Devleti'nin üzerine bina edildiği
ideolojisinin bir yansımasıdır.

İşgal ettiği topraklar üzerinde zulüm ve haksızlıkla kurduğu devletin
geleceğini koruyabilmek için 3.5 milyon insanı yurtlarından süren,
binlerce masum insanı katleden, bölgede sürekli bir karmaşa ve kaosun
yaşanmasına neden olan İsrail, dış politikasının bir gereği olarak
Cezayirli Müslüman halka karşı Fransızlar'ın yanında yer almıştır.

Nitekim İsrail'in Filistin halkına yaptıklarının bir benzerinin Fransız
işgali altındaki Cezayir topraklarında da yaşamış olması oldukça dikkat
çekicidir. 30 Kasım 2000 tarihli Fransızlar'ın ünlü L'Express
dergisinde yayınlanan bir haber Fransızlar'ın Cezayir'de uyguladıkları
zulmü gözler önüne serdi. Haberde yer alan ve söz konusu döneme bizzat
tanıklık eden Fransızlar'ın itiraflarına dayanan haber bir yandan
Fransızlar'ın uyguladığı soykırımı ispatlarken bir yandan da oldukça
önemli bir noktanın altını çizmekte idi. 1954-1962 yılları arasında
Cezayir'de yaşananlarla 1948'den beri Filistin'de, geçtiğimiz yıllarda
Bosna'da, bugün Çeçenistan'da, Keşmir'de, Doğu Türkistan'da, Eritre'de
yaşananlar arasında büyük benzerlikler söz konusu idi. Bosna'da yapılan
işkenceler ile Cezayir'de yapılan işkence uygulamaları insanı hayrete
düşürecek şekilde benzeşmekteydi. Bu bilgiler Fransızlar'ın kirli
tarihini gözler önüne sermesi açısından da oldukça önemlidir.

[size=16]Fransızlar'ın Cezayir Halkına Uyguladıkları İşkence


Fransız yönetiminin Cezayir'de uyguladığı politikayı dönemin Olağanüstü
Yönetim Komutanı Jacques Massu'nun sözleri çok özlü bir şekilde ortaya
koymaktaydı: "İşkence mi? Elbette işkence uyguluyoruz. Basının belli
bir kesimi bu konuyu işleye işleye bizi bıktırdı. Fakat başka nasıl
davranmamızı istersiniz?" Dönemin La Croix dergisi muhabirlerinden
Jacques Duquesne'nin dile getirdiği izlenimleri ise çok daha tüyler
ürpertici idi:

"İşkence ve insanların kaybolması sorunları zihinleri devamlı bir
şekilde meşgul etmekteydi. Erkekler, bazen de kadınlar tutuklanıyor ve
daha sonra kendilerinden hiç haber alınamıyordu. Cesetlerinin taş
bağlanarak denize atıldığı biliniyordu. Sayılarının genellikle 3 bini
bulduğu ileri sürülüyordu ama Cezayir belediye başkanı Jacques
Chevallier, 5 bin gibi bir rakamdan söz açmıştı. Fransız askerlerin
baskı ve sindirme yöntemlerine ırza saldırı ve köyleri ortadan kaldırma
uygulamalar da dahildi. Bir askerin anlattığına göre hastabakıcı olarak
görev yaptığı birliğinde hemen hemen her sabah gece boyunca işkence
gören kişileri tedavi ediyordu. Hemen hemen her yerde en çok uygulanan
işkence şekli ise bazen kadınların cinsel organları da dahil olmak
üzere vücudun her yerine elektrotlar yerleştirilerek cereyan vermekti.
Diğer işkence yöntemleri ise insanı yok etme amacını taşıyordu.
Kurbanın ya hortumla ağzının içine su sıkılıyor, ya tırnakları
sökülüyor, ya başı su dolu küvete daldırılıyor yada ayakları zorlukla
yere değecek şekilde saatlerce bileklerinden asılı tutulması
sağlanıyordu. Ve daha başka yöntemler. Bütün bunları yazmak kolay
değil. Ben bildiklerimin sadece çok az kısmını söyledim."

İsrail'in Filistin topraklarında 50 yıldır uygulamaya devam ettiği,
Sırpların Bosna'da ve Kosova'da hala vazgeçmedikleri, Çeçenistan'da
Rusların uygulamakta hiçbir sakınca görmedikleri bu işkence yöntemleri,
baskı ve yıldırma politikaları Cezayirli Müslümanlara karşı da
Fransızlar tarafından yıllar boyunca uygulandı.Bugün sözde Ermeni
Soykırımı tasarısı ile tarihe adaleti ve merhameti ile geçmiş olan
şanlı Türk Milleti'ne insanlık dersi vermeye kalkışan Fransa'nın
öncelikle kendi geçmişi üzerindeki bu kara lekeleri temizleyebilmesi
gerekir.

Bugün...

Bugün ise Cezayir görünüşte bağımsızlığını kazanmıştır ancak Müslüman
halk için değişen pek bir şey olmamıştır. Fransa resmen Cezayir
topraklarında varlığını devam ettirmemekle beraber, günümüzde Cezayir
üzerinde oynanan oyunda oldukça etkin bir role sahiptir. Şu anda resmen
Fransa işgalinde olmayan Cezayir üzerinde başta İsrail olmak üzere pek
çok gücün etkinliği devam etmektedir. Başta petrol ve doğal gaz
yatakları olmak üzere zengin doğal kaynaklara sahip olan Cezayir'de
hala huzur ve barış sağlanmamıştır.
[/size]
الرجوع الى أعلى الصفحة اذهب الى الأسفل
 
CEZAYİR OLAYLARININ DÜNÜ VE BUGÜNÜ
استعرض الموضوع السابق استعرض الموضوع التالي الرجوع الى أعلى الصفحة 
صفحة 1 من اصل 1

صلاحيات هذا المنتدى:لاتستطيع الرد على المواضيع في هذا المنتدى
منتديات جوهرة الاسلام :: türk kardeşler için-
انتقل الى: